Neden İslam Ülkeleri Çin Tahakkümündeki Müslümanları Savunmuyor?

BM’nin değerlendirme toplantısında İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerinin fiilen sessizliği kilit rol oynadı.

201811asia_china_un_upr_hrc

Çin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Le Yucheng, İnsan Hakları Konseyi’nin Çin’in Evrensel Periyodik İncelemesi (UPR) sırasında Cenevre’de 6 Kasım 2018 tarihinde konuşuyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne Çin’in 6 Kasım’daki periyodik incelemesinde hitap eden üst düzey Çinli diplomatlara göre, Doğu Türkistan “çok güzel, güvenli, istikrarlı” ve “hoş bir yer”. Keşke doğru olsa!

Çin’in insan hakları eylemleri ve politikalarının gözden geçirilmesi, Çin’in birçok dürüst olmayan iddialarını ortaya çıkardı. Çin temel insan hakları sözleşmeleri ihlalleri, ölümle cezalandırılabilecek suç çeşitlerinin genişliliği, insan hakları savunucularının tutuklanması ve uluslararası insan hakları kurumlarının engellenmesi konularında yalan beyanda bulundu.

Ancak Çin’in kuzeybatısındaki Doğu Türkistan bölgesindeki insan hakları ihlallerine ilişkin akademisyenler, gazeteciler ve insan hakları örgütlerinden gelen gelgit dalgası gibi belgeler Çin diplomatlarının Doğu Türkistan iddialarının ne kadar örtülü olduğunu gösteriyor. Doğu Türkistan’daki “siyasal eğitim” kamplarında keyfi olarak gözaltına alınan yaklaşık bir milyon Türk Müslüman için neredeyse hiç “huzur” ve “güvenlik” yok; günlerini Xi Jinping Düşüncesinin kendilerine zorla aşılanmasıyla geçiriyorlar.

Kamp dışında kalanların hükümet ve Komünist Parti yetkililerinin evlerinde kalmalarına ve aile üyelerinin davranışlarını yakın gözetim altında tutmalarına “razı olmaları” dışında seçeneği yoktur. İnsan Hakları İzleme Örgütü, bölgedeki İslam dini ibadetlerinin yerine getirilmesi kısıtlamalarının Kuran-ı Kerim’in kopyalarının zorla toplanmasından, günlük namaz kılmaların engellenmesine kadar yaygın olduğunu kaydediyor.

Evrensel Periyodik İncelemede, 13 ülke Çin’i kampları kapatmaya zorladı ve bazıları da BM İnsan Hakları Yüksek Komitesinin Doğu Türkistan’a ulaşmasına imkan verilerek insan hakları ihlallerinin kötüye gittiğinin araştırılmasına izin verilmesi çağrısını yineledi. Daha fazla ülke de dini inanç özgürlüğü ve etnik azınlık gruplar üzerindeki kısıtlamalar hakkında duyulan yüksek endişelerini bildirdiler.

Ancak İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi tek bir hükümet, Çin’i Müslümanlara yönelik şok edici suistimalleri için açıkça çağrıda bulunarak eleştirmedi. Bu Pekin’in eleştirileri başka bir “Batılı” komplo olarak göstermesini kolaylaştırdı. Sadece Türkiye “hukuki dayanağı olmadan bireylerin hapsedilmesi” konusunda bahsetti, ancak Doğu Türkistan’a özel bir atıfta bulunmaksızın sorunu benimsedi. Bu hükümetlerin bir kısmı, Pekin’deki “Sert Vur-Strike Hard” kampanyasında işbirliği yaptılar –Türki müslümanları, özellikle Uygurları zorla Çin’e geri göndererek, üçüncü ülkelere güvenli geçişlerinden mahrum ederek, Çin yetkililerine kimlikleri hakkında bilgi vererek. Kendilerinde okuyanların aileleri ya da kendilerine göç edenlerin aileleri olan Türk Müslümanlarına zulmedildiği için bu ülkelerin pek azı Pekin’e karşı çıkabildi.

Çin’deki Müslümanların savunulması neredeyse sadece Batı hükümetlerine düştüğü anlaşılır değil. Ancak bu topluluğun buhranına son verdirmek, geniş ölçekten müdahaleye ihtiyaç duyacaktır. Müslüman çoğunluk ülkeleri ayağa kalkacaklar mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kategoriler